OSMANLILARDA SAVAŞ YÖNTEMLERİ

Yazar: admin | 29 Temmuz 2011 | Kategori: Tarih, Uncategorized
Etiketler: , ,

Ahmet Refik’in Osmanlı Zaferleri isimli eserinin Osmanlılarda Savaş Yöntemi bölümünden özettir. Savaşın sebepleri, gelişimi, sonuçları hakkında bilgiler yer almaktadır

Eserin birinci bölümü olan Osmanlılarda Savaş Yöntemi adlı bölümde Osmanlı Devleti’nin en kutsal vazifelerinden birisi olan askerlik ile askeri talim ve terbiyelerle ilgili bilgiler verilmektedir. Bu bölümde yazar; Osmanlıların, kazandığı zaferlerin çokluğu ve fethettiği ülkelerin genişliği nedeniyle haklı bir şöhret kazandığını ve Osmanlıların kısa denilebilecek bir zaman zarfında böyle büyük zaferler kazanmasının sebebinin askerlik olduğunu belirtmiştir. Bu bölümde kazandığı zaferler nedeniyle diğer devletler arasında namı kahramanlık ve askerlik namlarıyla birlikte anılmaya başlayan Osmanlıların askeri talimlerinin ve terbiyelerinin din ve itaat gibi iki sağlam esasa dayandığı ve bu nedenle önemli başarılar kazanıldığı belirtilmiştir. Bununla birlikte Osmanlılarda bütün bir milletin askermiş gibi topyekün talim ve terbiye edildiği de bu bölümde değinilen konulardan birisidir.

Osmanlılarda Savaş Yöntemi’nin incelendiği eserin birinci bölümünde Osmanlıların savaş yönteminin ecdadları olan eski Türklerin savaş teşkilatına ve nizamına dayandığı belirtilmiştir. Nitekim Asya’nın en cengaver ve en alicenap bir milleti olan Türklerin milli ve askeri hayatları öyle bir kahramanlık tablosu ortaya koyuyordu ki, cesaretleri, ahlaki üstünlükleri düşman gönüllerde bile takdir duygularını harekete geçiriyordu. Türkler hayatlarını silah sayesinde sürdürdükleri, şan ve şereflerini yine onunla korudukları için cengaverliğe son derece önem verirlerdi. Askerliğin ruhu olan itaatte son derece ileri seviyedeydiler. Askeri eğitimin ve savaş yöntemlerinin aslını itaat, cesaret, nişancılık ve süvarilik oluşturuyordu. Türkler için savaş sebepleri ise ya nefislerini müdafaa veya askerlerini himaye maksadından ibaretti. Bir Türk’ün cesaret ve kahramanlığı nişancılıktaki yeteneği ile takdir edilirdi. Hasta döşeğinde ölmeyi kahramanlığın şanına yakıştıramadıkları için, en çok savaş meydanında canını feda etmekle övünürlerdi. Türkler için en ünlü darb-ı mesel:“İnsan evde doğar, kavga meydanında can verir!” sözünden ibaretti.

Memleketine muhabbet, sancağına hürmet bir Türk için en önemli bir görevdi. Askeri teşkilatları tamamen manevi bir esas üzerine kuruluydu. Türklerin askeri teşkilatları, kısa bir zaman içinde, cesaretlerine ve kahramanlıklarına uygun olarak en yüksek mertebeye çıkmıştı.

Osmanlı Savaş Yöntemi’ni etkileyen en önemli unsurlardan birisi olan eski Türklerin askeri teşkilatlarına değinen yazar, Türklerin daha sonra İslam’ın nurundan hisselerini aldıklarını ve Türklerin İslamiyeti kabul ettikten sonra da askerlik meziyetlerini sürdüren bir kavim olarak dikkat çektiğini belirtmiştir. Osmanlı Devleti’nde askerlik kurumunun her zaman için düzenli işleyen bir kurum olduğu ve bu düzenin büyük bir dikkat ve itina ile sağlandığı eserde belirtilen diğer bir önemli noktadır. Nitekim Osmanlılar sınırlarını genişletmeye, yeni yeni ülkeler fethetmeye başladıkları zaman ilk önce akıncı namıyla teşkil edilen süvari askerlerinden yararlandılar. Akıncılar süratli hareket eden askerler oldukları için, düşmana ansızın baskın veriyorlar, böylece kesin olarak zafer kazanıyorlardı. Yine Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarını takip eden zaman zarfında değişik askeri birliklerde kurulmaktaydı. Bu askeri birlikler içerisinde en önemlilerinden birisi Yeniçeri Ocağı idi. Bu ordu Avrupa’da teşkil edilen ilk devamlı ordu idi. Devşirme usulünün tatbik edildiği Yeniçeri Ocağı’ndan farklı olarak Acemi Oğlanları Mektebi kuruldu. Bu okulun amacı orduya asker yetiştirmekti. Osmanlı tabiiyetine giren gayrimüslim çocukları ilk önce Acemi Oğlanlar Mektebi’nde talim ve terbiye görür, ondan sonra da kışlalara dağıtılırdı. Bununla birlikte orduyu oluşturan umum efrada “kul” denilirdi. Bunun dışında ordunun ilerisinde hareket eden ve gayesi düşman memleketlerini çapul olan, ayrıca yine orduda keşif hizmetiyle yükümlü bulunan bir de akıncı süvarisi teşkil edildi.

Osmanlı topraklarının kısımlara ayrılması da yine askerlik noktasındandı. Her sancağın beyi, kendi sancağının mülki ve askeri idaresine nezaret eder, savaş olduğu zaman, askerin atını silahını ve mühimmatını hazır bulundurmak için çaba gösterirdi. Bununla birlikte ordu sadece düzenli ve devamlı bir askeri birlikten ibaret değildi; eli silah tutan herkes sefere katılırdı.

Osmanlılar askeri teşkilatlarıyla, harikulade zaferleriyle komşularını büyük bir dehşet içinde bırakmışlardı. Siyasi üstünlükleri ve askeri dehalarıyla tarihte büyük bir şöhret kazanan Romalıların muhteşem lejyonları, Avrupa darul harekatları üzerinden ebediyen silindiği bir sırada, Osmanlıların büyük orduları sahip oldukları disiplin, nizam, intizam ve fetih ruhuyla çok kısa bir zaman içinde Avrupa’yı dolaşmaya başlamışlardı. Özellikle cesaretleri dillere destandı.

Ne zamanki devamlı ordu kuruldu. Ve bir ordunun ruhunu oluşturan askeri disiplin, nizam ve intizam fikri askerin vazgeçilmez unsuru haline geldi. İşte o zaman ordu gücünü kuvvetini bir kat daha artırdı. Padişaha itaat, sancağa muhabbet zinet ve debdebe gibi cengaverliğin şanına yakışmayan şeylerden uzak durma, harp sanatıyla İslami ve askeri faziletlere gösterilen ilgi, ordunun asıl ve önemli özelliklerinden sayıldı.

Osmanlı ordularında inzibat olanca kemali ile mevcuttu. Hatta o kadar ki Osmanlıların askeri inzibatları darb-ı mesel hükmüne geçmiş, “Kırkı bir kıl ile yedilen asker” sözü bundan dolayı söylenmişti.

Buna ek olarak Osmanlı ordusu hakkında söylenebilecek bir şey de Osmanlı komutanlarının zaferlere yaptığı katkılardır. Nitekim Osmanlılar son derece tecrübeli ve cesur komutanların maiyetinde savaşlara katılmışlardır. Komutan seçiminde birinci şart, seçilecek zatın cesareti, siyasi ve askeri mahareti idi. Gerek aslen Osmanlı olsun gerekse devşirme yoluyla toplanan çocuklar, talim ve terbiye yani eğitim ve öğretimleri, doğuştan getirdikleri özellikleri dikkate alınarak Enderun-u Hümayun’a kabul edilir, burada dini kurallara ve İslami edeplere vakıf olur olmaz padişahın sarayına getirilir, bir süre hakanın hizmetinde bulunduktan sonra yavaş yavaş makam sahibi olur, miralem, mirahor-u evvel, mirahor-u sani ve kapıcıbaşılık rütbelerinden biriyle çerağ edilirdi.

Ahmed Refik’in kaleme almış olduğu Osmanlı Zaferleri adlı bu eserin birinci bölümü olan Osmanlılarda Savaş Yöntemi adlı bu bölümde özellikle Osmanlı askerlerinden, ordudan bahsedildikten sonra savaşların yapılışı hakkında bilgiler verilmektedir.

Osmanlılar ne zaman bir savaşa karar verirlerse, mutlaka daha önceden gerekli hazırlıkları yapmış olurlardı. Bazı kıt’aların seferberliği tamamlanmadığı taktirde, asıl niyet asla belli edilmeden askeri birlikler hedef olarak gösterilen yerde bir araya gelinceye kadar askeri hareket gizli tutulurdu.

Osmanlıların savaş yapmakta izledikleri yollardan birisi de hiçbir zaman iki sefere birden başlamamaktı. Bunun yanı sıra sürekli kısa savaşlar yaparlar, mümkün olduğu kadar meydan muharebeleri vererek kesin neticeyi elde etmeye çalışırlardı. Bunun için son derece açık arazileri seçerler, dev gibi ordularla sefere çıkarlardı. Ordu sürekli savaşlara katılıp savaşlarda yer aldığından askerlerin de savaş tecrübeleri gittikçe artardı.

Osmanlılar sefere devamlı ilkbaharda başlarlardı. İlkbahar gelir gelmez ordu çeşitli kollar halinde hareket eder, Rumeli’nde gerçekleşecek seferlerde daima Edirne’de toplanılırdı. Bazen gece savaşları bile yaparlardı. Nitekim hicri 991 yılında Özdemiroğlu Osman Paşanın İran seferini sonuçlandıran Meş’ale Muharebesi ile Eğri Seferinde (1005) Cafer Paşa kolunun çok düzenli bir şekilde gerçekleştirdiği gece yürüyüşleri bunu tam manasıyla ispat etmektedir. Osmanlılar düşmanın yanında ise daima toplu yürürler, “Ayrı yürümek, toplu savaşmak” kuralına tam anlamıyla uyarlardı.

Osmanlılar ordunun iaşesini temin etmek için yanlarında çok fazla erzak ve mühimmat getirdiklerinden ağırlıkları çok fazla olurdu. Hububat, ot ve yulaf gibi şeyler hazırlanmadan savaşa çıkılmazdı. Erzak taşımak için çeşitli hayvanlarla birlikte deve kullanırlardı. Bununla birlikte genellikle çadırlı ordugahlarda istirahat ederlerdi.

Osmanlılar ele geçirdikleri toprakları daima muhafaza ederler, fethettikleri ülkeler arasında hiçbir yabacı ülke bırakmazlardı. Savaşı genellikle kendi topraklarında değil, düşmanın ülkesinde yaparlardı. Bununla ilgili olarak Osmanlı askerleri arasında “Kalelerin inşası düşmanımızın, ele geçirilmesi de bizim işimizdir!” sözü dilden dile dolaşmaktaydı.

Osmanlıları savaş teknikleri o dönemde adeta bir numune teşkil etmekteydi. Hatta Prusya generallerinden Baron dö Valantini, Osmanlı harp tekniğini örnek olarak gösteren mareşal Monte Kokollu hakkında: “Şurası dikkate şayandır ki, Monte Kokollu Osmanlı harp usulünü bize numune olarak göstermekte ve Osmanlıların sefer hazırlığındaki maharetlerini ve savaş yöntemlerini, uyulması gereken bir örnek kabul etmektedir.” demiştir.

Yine Prusya generallerinden Fon Şiruder, Viyana kuşatmasıyla ilgili olarak yazdığı eserde: “Osmanlıların Viyana muhasarası, tarihi kale kuşatmaları açısından en mükemmel bir örnek teşkil eder” demiştir.

Ahmet Refik”in Osmanlı Zaferleri isimli eserinin Osmanlılarda Savaş Yöntemi bölümünden özettir. Savaşın sebepleri, gelişimi, sonuçları hakkında bilgiler yer almaktadır. Tarihçi Talha Gönülalan tarafından yapılan bir özettir.

Yorum Yap

  • Kategoriler

msn aç Spartacus 3. Sezon Vengeance izle

Bildigim.com Sitemap - Tüm Hakları Saklıdır.